Çeviri tekerrürden mi ibarettir

Çeviri tekerrürden mi ibarettir ya da çevirmenler kendilerini tekrar ederler mi? Genellikle EVET.

Çevirmenler sıklıkla aynı fiilleri tekrar ederler. Her çevirmenin kendine göre her cümleye giden türden fiil alışkanlıkları vardır ve bu alışkanlıklarını keşfettikçe, fillerini çeşitlendirmeyi öğrenir. Peki neden aynı filleri tekrar ediyoruz?

1. Süre çok kısa:

Çeviri, daha doğrusu günlük ticari çeviri, sözcük başına birkaç saniyecik zaman kullanabildiğiniz bir süreç. Gerçekten. Günde 2000 – 3000 kelime çeviri yaptığınızı düşünün. yaklaşık 8 – 10 saat aktif çalıştığınızı varsayın. Sözcük başına belki 10 saniyeniz var. Araştırma, yazma ve düzeltme süresini de hesaba katın. Hesap ortada.

2. Kaynak metinler zayıf:

Maalesef ne Türkçede, ne diğer dillerde eski neşe kalmadı. Dillerin şarkısı hızla monotonlaşıyor. Metin yazarı zarif, çevik, marifetli dedi de biz çevirmedik mi serzenişini duyar gibiyim. Haklısınız dostlar. En zoruma gideni de, yavan ve ham metinleri, muhtemelen web’den kopyala yapıştırla derleyip, sonra da bu çeviri hiç de bir Amerikalı editör elinden çıkmışa benzemiyor eleştirisi. Ajansların profesyonel metin yazarlarıyla çalışmalarını istiyoruz. Mümkünse, kendi eserleri yayınlanmış ve satılmış insanları tercih edelim. Kendi adıyla yazdığında okunmayan kişi, markanızı nasıl okunur kılabilir ki?

3. Ruhunuz yeterince deneysel değil:

Hemen endişelenmeyin; biz milletçe deneysel değiliz, sağlamcıyız! En azından topluma ters düşmüyorsunuz. Çeviri yaparken insan birazcık elini rahat bırakmalı dostlar. Alıştığınız sözcükleri bırakmaktan çekinmeyin. Yeni sözcüklerin, yeni lezzetlerinin damakta yabancı tatmasından daha doğal ne olabilir? Size şimdi tuhaf gelen, henüz keşfetmediğiniz bir sözcük belki de. Araştırın, güveneceğiniz başkaları kullanıyor mu? Evet mi? Siz de yeni filler deneyin. Örneğin; mutlanmak, ün salmak, taçlanmak, tortulaşmak gibi.

4. Eski – yeni Türkçe arasında ve yabancı sözcük kullanımında kararsız kalıyorsunuz:

Çok yaygın bir sendrom. Dışlayıcı değil, kapsayıcı olun. Türkçemizde Sümerceye de yer var, Moğolcaya da, Latinceye de. Büyük yazarlarımızın rehber almak en sağlıklısı. Seyretmek, meyletmek, ütülemek, süngülemek, tütsülemek, sevdalanmak ya da aşık olmak…Hepsi bizden oluversin.

5. İngilizce (veya diğer dillerde) bilginize tam güvenemiyorsunuz:

Bolca okumalı azizim. Ve yabancı bir editör desteğiyle çalışmalı. En kolayı, iş yaparken öğrenebilmek. Emin olamadığınız yerlerde, sadece Google’a bakıp karar vermeyin. Eşanlam sözlükleri, stil ve kullanım kılavuzları, çeviri konusuna dair siteler de araştırma listenizde olmalı. Birkaç yerden sağlamasını yapınca göreceksiniz, İngilizcede fiil kullanımı çok zengin; ciddi yayınlar nüanslara önem veriyorlar. Siz de öğrenebilirsiniz.

6. Eliniz kolayına alışmış:

Hen nalına, hem mıhına vurmalı demişler. Eliniz alışmış işte “satın almak” demeye “edinmek, elde etmek, sipariş vermek” gibi alternatifleri kullanabilecek dahi olsanız, alıştığınız gibi yazıp geçiyorsunuz. İngilizce sürekli “provide” demek yerine “deliver, handle, enable, help, trigger” dahil pek çok farklı fiille cümlelerinizi kurmayı deneyin. Elinizi tembel alıştırmayın.

7. Sizde nüans gözü yok:

Çevirmenlik, edebiyat, müzik, sanat ve hatta sporla birleştiğinde zenginleşen bir edinç. Bilgisayar başındaki yalnızlığınızı çiçek, kedi, gitar, müze, Kavafis ve Nardis ile süsleyin dostlar. Farklı kahve aromaları deneyin, bu sabah yumurtayı tuhaf pişirin, hep geçmediğiniz sokakları arşınlayın ve aşina siması olmayan bir mekanda demlenin. Demlenin de, “sevmek” fiili “sevdalanmak, aşık olmak, gönlü olmak, içi ısınmak, hoşlanmak, beğenmek, pek beğenmek, pek bir hoşuna gitmek, içinden ılık ılık bir şeyler akmak” gibi çeşitlensin. İki heceye sıkışıp kalmasın.

Yorum yapmak ister misiniz?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.