Neden editörlere ihtiyaç duyarız?

Editör kimdir, editörlerin görev tanımları neleri kapsar, yayıncılıkta, televizyonda, gazete ve dergilerde unvanı editör olan dostlar neler uğraşır? Bu soruların yanıtları duruma ve kuruma göre çok çeşitlilik gösterir. Bu yazıda, çeviri sürecinde editörler neden gereklidir sorusuna odaklanmak ve pratik birkaç açıdan yanıt vermek istiyorum. Yorumlarınızı ve fikirlerinizi bekliyorum.

1. Algının bütünselliği yanıltıcıdır.

“Satyş rakmalarımz ihzla yuksliyro”

Yukarıdaki cümleyi insanlarımızın %90’u anlayabiliyor. Bazı harflerin yerlerini değiştirseniz dahi algının bütünselliği nedeniyle gözlerimiz hafızadaki doğruyu görüyor; yazıdaki yanlışı değil. Bu kadar bariz yazım hataları peşi sıra olunca herkes görüyor ama bir satırda iki harf kaçtıysa, gören göz sayısı %20’ye kadar düşüyor. Algıdaki bütünselik, çevirmenin bilmediği sözcüklerin anlamını cümlenin gelişinden veya paragrafin genelinden çıkarmasına da yarayan faydalı bir mekanizmadır; yazım ve imla hataları konusundaysa bir numaralı risk faktörü. (Paragraftaki yazım hatalarını görebildiniz mi?)

Algının bütünselliğini aşmanın en güzel yolu, eğer bir BDÇ aracıyla (CAT Tool) çalışılıyorsa metni dosya formatında okumaktır (Word, Powerpoint, vs). Dosya formatında okumak, segmentler arasında gezerken ekranda gözden kaçan hataları daha kolay seçmenizi sağlar. Tabii en iyisi, hele prestijli bir markaya çokça okunacak veya izlenecek bir metin çeviriyorsanız, çevirinin çıktısını alıp kağıttan okumalısınız. Çünkü algıdaki zayıflık, ortam değişince gider; insan gözü yeni ortamda yeni bir bakışla metni okur.

2. Çevirmen iki dil evreninin ortasında yaşar.

Çevirmenin gözleri bir dilde okurken, parmakları diğer dilde yazmaktadır; aklı ise iki dil arasında mekik dokur. Bu iki dil evreninin ortasında bazı sözcükleri yolda düşürebilir, bazılarını da taşırken eksiltebilir. Akıl bir o tarafa, bir o tarafa odaklanırken sürç-ü lisan etme olasılığı yüksektir.

Çevirmen iki dilin ortasında yaşadığı için çeviriyi kontrol edenin ikinci ve daha deneyimli bir çevirmen olması çoğunlukla yeterli değildir. Bir editör, kaynak dili bilmeyen bir hedef dil uzmanı olmalı; sadece dilin doğallığını ve akıcılığı denetlemeli; kulağa Türkçe geliyor mu, okuyunca native English havası veriyor mu, ona bakmalı. Diğer editör içerik kontrolü yapmalı. Bu durumda bir çevirmene ilave olarak iki editörlük aşamasından söz ediyoruz, evet doğrudur ve Dragoman’da biz buna – pazarlama diline de uyması babından – Gold Çeviri diyoruz.

Algının bütünselliği ile zihinsel ve duygusal fakültelerinin iki dil arasında paylaşılmışlığı hatta iki dili de sarmalayan bir zarf gibi işlev görmesi, çevirmeni daha çok yanıltır. Kendisi iki dili de anladığı için çevirdiği metnin yeterince akıcı ve anlaşılır olduğunu sanır. Oysa kaynak dili bilmeyenler için yazdıkları net ve akıcı cümleler değil, uzun ve muğlak söz dizileri olabilir.

3. Kaynak metindeki veriler hatalı olabilir.

Evet çevirmen de araştırmacı olmalıdır ve hatta günümüzde zayıflayan genel kültür ortamında ve yetersiz eğitim sistemleriyle yetişen çevirmenler için araştırma becerisi her zamankinden daha kıymetlidir ama çevirmen sonuçta işi bitirmek için zamanla yarışırken kaynak metindeki bazı verileri kontrol etmeyebilir. Etmesin demiyorum ama etmeyebiliyor; sadece gençliğin ve deneyimsizliğin körlüğüyle değiş bazen uzmanlık hissinin aldatıcı rahatlığıyla çek etmeden geçiyor. Veri kontrolü ve gerçeklik teyidi için İngilizce “proofreading” denilen, proof ederek, yani verileri kontrol ederek ikinci bir gözle okumak önem taşıyor.

4. Yazım ve imla kuralları değişkendir.

Türk Dil Kurumu yazım kurallarını değiştirmede bir efsane bence ama dünyaca tanınan kurumlar da yıldan yıla revizeler yayımlıyorlar. Veya, örneğin Oxford Stilinde kısa çizginin kullanımıyla, The New York Times Stilinde kullanımı farklı olabiliyor. Öyle ya “stand up” mı yazacağız, “stand-up” mı? Bu değişkenlikleri takip eden dil tutkunları kıymetli editörlerimizdir.

5. Tarih, yer ve saat yazım kuralları değişkendir.

Resmi yazışmalarda tarih atma usulüyle modern e-postalardaki tarih yazımı değişik oluyor. Amerikalılar tarihleri ayı başa alarak ifade ediyor. Finansal tablolarda yüzde işareti serbestken, düz yazıda işaretle değil “yüzde / percent” ile çevirmek gerekiyor. Davet mektuplarında saatlerin yazılışı çok farklı olabiliyor. Bu farklılıkları müşteriye ve yerine göre denetleyenler editörler. Çevirmenler elbette kendilerine verilen kılavuzları inceliyorlar ama ancak bir şirketin kadrolu veya uzun yıllardır çalışan düzeltmenleri bu kadar ince detayları bir çırpıda hatırlayacak kıvraklıkta olabiliyor. Hem ekibe yeni katılanlara stili kim öğretecek ki?

6. Küçük hatalar daha kolay yapılır

Çevirmenler isim, tarih ve unvan gibi minik detayları gözdem kaçırırlar. İlginçtir, kardiyovasküler cerrahideki son gelişmelere dair makalede tüm teknik terimler yerli yerinde çevrilir, ama doktorun ismi, çalıştığı hastane, mezuniyet tarihi veya unvanı hatalı geliverir. Oysa gözünüzün önündedir ama bu minik detaylarda hata oranı %50’nin üstündedir. Demek ki tercümanlar teknik konulara öyle dalıyor, işin kavramsal boyutuna öyle dalıyorlar ki isimleri yanlış yazabiliyorlar.

İsim, unvan, tarih, kurum ve yer hataları yeminli çeviri sözkonusu olduğunda affedilmez bir noktadadır çünkü siz bir tesisin satışına dair en ince hukuki ve finansal bilgileri çevirir, ama fabrikayı alanın ismini veya tarihini yanlış yazarsanız sözleşmenin geçerliliği kalmayacaktır.

Yeminli çeviri üstüne bir de noter onayı istenmişse, sayfalar dolusu noter onay masrafı bir kez daha çıkar. İşte sevgili editörlerimiz bu son kontrolleri titizlikle üstelenen kahramanlarımızdır.

7. Çevirmen hatasız ve eksiksiz çeviri yapmaktan, editör çeviriyi güzelleştirmekten sorumludur

Bu çizgiyi net koymak lazım. Çeviride eksik ve hata kabul edilemez; editör bir defa düzeltir, geri bildirimini yapar, uyarı ve hatırlatmalarını paylaşır. Çevirmen de editörün önerilerine bir sonraki çevirisinde veya aynı işin devamında azami dikkat gösterir; kullandığı terimleri, seçtiği uslubu veya cümle yapısındaki tercihlerini değiştirir. Bu çerçevede çevirmen de çeviriyi güzelleştirme sürecinin ana aktörlerindendir diye düşünebiliriz.

Eğer çevirmen terim hataları yapıyorsa, yazım kurallarına riayet etmiyorsa, gereksiz sözcüklerden kurtulamıyor, muğlak ifadeleri akıcılaştıramıyorsa, daha kötüsü bu hususta gayret sarf etmiyorsa çeviri ekibinde yeri yoktur. Ciddiyetsiz profesyonellik olmaz. Editör temel hataları düzeltmekle uğraşıyorsa şayet, çeviriyi güzelleştirmeye ve birkaç çevirmenden oluşan ekibinde bütünlük ve ahenk kurmaya zamanı ve enerjisi kalmayacaktır. Daha da kötüsü, bir müddet sonra çevirmen ben yaptım oldu, editör bildiği gibi düzeltsin işte havasına girebilir ki o zaman da takım oyunu bozulur; iki kişinin okuyup emek verdiği bir metinde maddi hatalar kalabilir ve müşterinin arzu ettiği, şıkır şıkır akacak, ışıl ışıl parlayacak çeviri ürünü ortaya çıkmaz.

8. Dilde akıcılığı, anlaşılırlığı ve zarafeti editörler sağlar.

Estetiğe dair hemen her konu çok aşamalıdır dostlar. Boyanın astarı, birinci katı, ikinci katı olur; makyajın kaç aşamalı inceliği var; kıyafetlerimiz dahi kat kat. Çevirmene al sen bu metni dört dörtlük çevir deseniz ve o da en güzel işini çıkarsa dahi her zaman bir cila atacak yer bulunur. Zaten çevirmen birkaç saatte dört dörtlük iş çıkartıyorsa, o aslında yılların deneyimine eklenen birkaç saattir. Ve sorsanız, metni çevirmiş, bolca araştırmış, referans metinlerle çevirisini kıyaslamış, durmuş bir nefes almış, tekrar okumuş, yetinmeyip bir arkadaşına takıldığı birkaç yeri sorup teyit aldıktan sonra size metni göndermiştir. Bu sürece uluslararası kalite standartları “self editing” (öz düzeltme) adını veriyor.(Öz düzeltmeyi sanırım şimdi kondurdum. Yakıştı mı sizce?)

Çevirmen bu denli titizse, editörün yükü hafifler ki ideal olanı da budur. Sonuçta metin çevirmenin eseridir; ana sorumluluk ondadır. Ancak her çevirmen bu kadar titiz olmuyor maalesef. üstelik titizlense bile bilgisi ve deneyimi yetmiyor ve tüm iyi niyetli çabalarına rağmen metnin ağırlığı altında ezilebiliyor.

Akıcılık, anlaşılırlık ve zarafet konularında bu sitede pek çok makale bulacaksınız. Editörlerin yerinde kelime tercihleri, teknik terimleri sektöre ve kuruma göre kullanmaları, uzun cümleleri kısaltmaları, gereksiz sözcükleri atmaları, bazen de tersine açıklayıcı bir cümlecik eklemeleri gibi inisiyatifleri metnin havasını değiştirir. Bazen çok derin, bazen daha yüzeyseldir bu dokunuşlar ama usta ellerden çıkan editler tadından yenmez.

Editörler neden gerekli, elbette daha çok yazabilirim ama sözün kısası makbulmüş. Hem okurlardan rol çalmak kabalıktır demişler. Haydi, yorumlarınızı bekliyorum.

One Comment

  1. Zuhal Besli

    Merhaba, yazı için teşekkür ederim. Genel bir hatırlatma niteliğinde olmuş. Hakkınız var, kimi zaman anlamın doğru aktarılması işi editörün o kadar çok zamanını alıyor ki dili güzelleştirmek, sadeleştirmek, akıcılaştırmak adına harcayacak enerjiside zamanı da kalmıyor. Kimi zaman da o kadar özenli çevirilerle karşılaşıyorum ki, kendi adıma, varlık nedenimi sorgulamadan edemiyorum. 🙂
    Çeviri, beyni çok fazla zorlayan bir süreç. Çevirmen, belittiğiniz gibi iki dil arasında gidip gelirken metnin o kadar çok içine giriyor ki genel olarak nasıl bir ürün ortaya koyduğunu, haklı olarak, göremeyebiliyor. Editör ise bu noktadan sonra taze bir güç, belli bir amaca yönelik (sadeleştirme, akıcılaştırma vs.) bir enerjiyle sürece dahil olarak çevirinin başarısını perçinliyor bana göre.

Yorum yapmak ister misiniz?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.