Simultane tercümanlar neden çabuk yorulur?

Simultane tercümanlar 20 dakikada bir değişirler. Çok zorlanırlarsa 15, hatta 10 dakikada bir kabindaşlarına bayrağı teslim ederler. Neden yani, kongre sektöründeki herkes geceli gündüzlü çalışıyor yorulmuyor da, simultane çeviri yaparken insanı yoran bu ekstra efor nedir? Yoksa tercümanlar kendilerini ağırdan mı satmaktadır?

Tercüman kendini ağırdan satıyor olabilir, ağırdan satmak ayrı bir konu, mesleğin beyin fokurdatacak kadar yorucu olması ayrı bir konu. Hani bir çaydanlığa su koyar da kaynatırsınız ya, uzun süre simultane çeviri yapan çevirmen beyninin içini aynen öyle hisseder. İçten içe fokurdatan, yer yer kavuran, sıcak, bıçak gibi bir histir.

Herşeyden önce simultane çeviri özel bir yetenektir. Karşınızda Almanca veya İngilizce biri konuşur, siz onu Türkçe’ye çevirirsiniz. Bir dilde dinler, başka bir dilde konuşursunuz. Üstelik karşınıza bir ekran koyar, slyat yansıtırlar. Onun üzerinde kah kaynak dilde, kah hedef dilde metinler ve görseller vardır.

Mantıksal olarak, beyin sürekli iki dilde işlediği için, herkes bir saatte dinlemekten yorulursa, simultane tercüman yarım saatte yorulur. Yine mantıksal olarak herkes yarım saat dikkatle dinleyebiliyorsa, simultane çevirmen hem dinleyip hem konuştuğu için daha çok yorulur. Ve en önemlisi, hem iki dilde, hem dinler, hem konuşur bir de unutmayalım ki çevirir bu insan. Ve ne kadar çevirir biliyor musunuz. Yazılı çeviri yapan bir çevirmen bir günde, yani 6-7 saatte kaç sayfa çeviriyorsa, sözlü tercüman bunu bir saatte çevirir. Yanlış duymadınız. Aynı metni yazıp, çeviriye gönderseniz, bir saatlik akıcı konuşmanın yazılı çevirisi bir günlük mesai ister.

Devam edelim. İnsanlar normalde 20 dakikadan sonra anadilleri Türkçeyi dikkatli dinlemede ve odaklanmada zorlanırken, simultane tercüman bir dilde dinler, diğer dilde konuşur. Bir yandan da beyninde onlarca ayrı dilsel ve kavrayışsal işlemi gerçekleşir.

Beyin sorar, doğru mu duydum. Ne dedi. Bu diğer dilde ne demek. Ardından ne dedi, doğru mu duydum, o ne demek. Bu doğrulama sürüp giderken, sözcükler sıralandıkça anlam ortaya çıkar. Beyin sorar, doğru anladım mı, anladığım ile bir yandan diğer dilde söylediklerim birbirine uyuyor mu. Rakamlar dedi, doğru söyledim mi. tarih ve isimler doğru mu. Ağzımdan çıkan çeviri kulağımdan az önce girmiş bulunan sese mi ait. Bu arada kulağımdan girmeye devam eden diğer ses öbeği, siz çeviri kuyruğuna gidin lütfen. Telaffuzum iyi gidiyor mu. Ses tonum çok mu yüksek. Nefes kontrolüm iyi mi. Konuşmacının cümlesi olumlu mu, olumsuz mu bitti. Evet mi hayır mı. Beğendi, beğenmedi mi. Bu söyledikleri diğer dilde nasıl daha güzel anlatılır. O sözcüğü mü kullansam, bu sözcüğü mü kullansam, yok en iyisi şunu kullanayım. Sektör jargonuna uyuyor mu bu, tüh dün akşam şirketin websitesine bakmıştım bu adamlar başka birşey diyordu aynı kavram için. Sarı mı dedi kırmızı mı, az mı çok mu, tutuklu mu dedi, yoksa gözaltında mı, mahkum mu, hapse gitti mi, suçlandı mı, ceza verildi mi, cezası kesinleşti mi. Yine rakam, yüzdeler, oranlar, yine tarih, yine unvan, yine yer ve mekan isimleri, not alayım. eyvah adam atasözü söyledi, bu deyişin diğer dilde karşılığı nedir. Hay aksi su faturasını yatırmayı unuttum. Bacağım ağrıyor. Boğazım kurudu bu kabinde su yok mu. Bu konuşmacı da amma uzattı, saçmalayıp duruyor zaten. Ses sisteminde bir uğultu mu var ne. Bak yine önümden geçti, yahu dikkat mi bıraktınız insancıkta. Al canım kabindaşım sen devam et.

Yazdıklarımı sonradan okudum da, sanki simultane tercüme sırasında tercümanlar daha çoğunu yapıyor gibi; ben biraz mizansen katıp konuyu mizahla akla yaklaştırma gayreti içine girdim gerçi de, olay kongrenin konusu tıp, finans, mühendislik gibi uzmanlık alanlarıysa çevirmenin işi bir kat daha zorlaşıyor.

İki simultane tercüman rezerve etmeyi bir lüks, bir külfet olarak görmemeli. Tercümanlar yorulur, gerçekten yorucu bir iştir simultane çeviri, çevirmenlerin yorgun halleri ve bu hallerle dile getirdikleri kendini ağırdan satmak olarak görülmemeli.

Yorum yapmak ister misiniz?

Yorum yapmak için giriş yapmalısınız.